2011 yılı krizin etkileriyle yoğun bir gündemi olan ekonomik gelişmelerle geride kaldı. 2012 yılında ise dünya da yeni bir kriz beklentilerinin gerçekliğine tanık olabiliriz. Yani bazı ekonomistler ve siyasilerin de dediği gibi daha zor bir sene bizleri bekliyor.
Kriz ülkemizde ve dünyada neler getirip götürmüş kısaca göz atalım. Ülkemiz açısından kriz artan fiyatlar ve azalarak artan ücretler temeli oluşturuyor. Son yapılan asgari ücret zammında ki yüksek(!) artışı saymazsak. Heterodoks istikrar programı çerçevesinde bant içinde seyreden dövize müdahaleler kimi zaman açıklamalarla, yeterli olmadığında ise doğrudan Merkez Bankası ile son güne kadar devam etti.
Krizin yaralarını hatta yıkımlarını dünya çapında çok net gördük. Batan ekonomiler, borçları bütçelerini aşan ülkeler... Ülkemizde de yokmuş gibi gösterilmeye çalışan kriz aslında her alanda kendini belli ediyordu. Devlet her Cuma para toplayan camiler gibiydi; özelleştirmeler yapıldı yetmedi vergi affı çıkarıp toplu para girişi sağladı o da olmadı yüksek ÖTV, KDV zamları ve son olarakta 2B arsa satışları ve bedelli askerlik... Sürekli sıcak para girişi için kesin olmayan anı kurtarmaya yönelik tedbirlerdi bunlar. Tabi ki vatandaştan alınan neredeyse tüm vergiler de yapılan ‘güncellemeler’ de bunların içinde. Az gibi görünen bir iki liralar büyüyordu. En basitinden cep telefonu kullanıcılarından alınan %18 KDV, %25 özel iletişim vergisinden ayrı olarak doğrudan devlete gittiği bildirilen ‘telekomünikasyon kurumu yıllık kullanım bedeli’ adı altında 1.1 TL’lik vergiye baktığımızda ülkemizde 66 milyona yakın kullanıcı var. Bu da ‘aylık’ 66milyon TL Bilgi Teknolojileri ve Üretim Kurumu vasıtasıyla devletin kasasına giren sıcak para demektir. Ya da ÖTV’de sigaranın payı üçte bir. Yani onca ÖTV alınan ürünler arasından alınan verginin üçte birini sigara oluşturuyor. Sigara sempatisi yapmak için söylemiyorum ama yapılan son zamlarla yüzde yirmi civarında yüksek bir artış gerçekleşti . Ne kadar bir kısmı geri alınsa da yakın bir zamanda eklenmesi muhtemel bir artış.
ÖTV alınan ürünler arasında buzdolabının olması onun lüks tüketim malı olduğunun bir göstergesi midir? Ya da marka, model, fiyat ayrımı olmadan tüm mallardan aynı oranda vergi alınması adil midir bilinmez. Tabi ki tüm bu artışların sonucu olarak dolaysız vergilerin tüm vergilere olan oransal artışı, dolaysız vergilerin vergi adaletsizliğine olan katkısını artırdığını gözden kaçırmamak gereklidir.
Özelleştirmeler o an kamu açığını azaltsa da gelecekte kamunun net varlığını da azaltmaktadır. Yani kamu gelecekteki gelirinden bir anlamda vazgeçmiş sayılacaktır. Her ne kadar bazı kamu sektörlerinde kaliteyi artırmış görünse de aslında geleceğe yönelik büyük kayıp olmuşlardır. Gerçek değerinden ziyade kurum içindeki malların fiyatlarını anca aşan özelleştirmeler de gözümüze çarpmaktadır(2009 yılında yapılan Tekel özelleştirmesi gibi). Denetimlerini ve yönetimini yapamayınca zarar eden( TEDAŞ gibi) bazı firmaları özelleştirmek tek çare gibi gösterilmiş, oysa kayıp çok daha fazla olmuştur.
Sosyal çalkantıların olduğu Orta Doğu sadece kendi ekonomik yapılarını değiştirmekle kalmayıp çevre hatta Avrupa ve ABD’ye kadar tüm ülkelerin ekonomilerinde olumlu olumsuz etkiler oluşturdular. Kimi ülkeler petrolü para ödemeden aldı, kimileri ise para verse de alamadı. İsyancılara ve devletlere silah satan ülkeler de kendi paylarını kopardı. Netice de krizde olan dünya ekonomisine etkisi önemliydi Arap baharının... Umuyoruz ki yeni sene de yeni savaşlar olmaz, kardeşler arasına fitne fesat sokan, onları birbirine kırdırıp rant sağlayan insanlar durur, durmasa bile yavaşlar.
Saygılarımla...
Bu yazı toplam 1371 defa okunmuştur.