Ben öncelikle bir çoğumuzun bildiği bir hikaye hatırlatmak istiyorum.Geçmiş zamanlardan birinde Musa adında Musevi olan, Hıristiyan olup adı İsa olan ve Müslüman olup adı Ahmet olan üç kafadar genç arkadaş varmış.Bir gün yolda giderlerken bir meyve bağ bahçesine rastlamışlar. Musevi Musa’nın fikriyle rastlamış oldukları bağdan meyve çalmaya başlamışlar.
Hacı Mustafa amcaya ait olduğu bilinen meyve bağından meyveleri aşırırlarken tabiri caizse bizim hacı Mustafa amca 3 yiğit delikanlıları suçüstü yakalıyor. Kendisi de güçlü kuvvetli olan Mustafa amca üç yiğit gençle baş edemeyeceğini anlayınca önce onlarla diyalog kurmayı deniyor.
Diyalog sonrası kimin hangi dinden olduğunu,bağ bahçesinden hırsızlık yapmanın kimin fikri olduğuna dair lazım olan tüm bilgileri alıyor. Bilgileri aldıktan sonra Müslüman Ahmet’le Hıristiyan İsa’ya dönerek siz nasıl oluyor da Allah tarafından lanetlenmiş bir kavmin mensubu ile birlikte hırsızlık yapıyorsunuz, zaten tüm günahların altında bunlar çıkar vs diyerek damardan giriyor.
Ahmet’le İsa’yı etkileyen Hacı Mustafa amca Musa’yı dövmeye başlıyor. Ahmet’le İsa ise Musa’nın dövülmesine seyirci kalıyorlar. Hacı Mustafa amca da Musa’yı iyi bir şekilde döverek etkisiz hale getiriyor. Arkasından İsa’ya dönerek zaten siz değimlisiniz İsa Allahın oğlu diyen, incili tahrif eden, Allah üçtür diyen diyerek İsa’yı da iyi bir şekilde dövmüş.
Bunlar olurken bizim Ahmet bu durum karşısında ne yapacağını bilememiş ve tepkisiz kalmış. Geriye bizim Müslüman Ahmet tek başına kalmış.Tabi güçlü olan hacı Mustafa amca Ahmet’e dönerek sen ne biçim Müslümansın Hırsızlık haram değil mi?
Allah ve resulü yasaklamadı mı da hırsızlık yapıyorsun diyerek Ahmet’i de iyi bir şekilde haklayarak hastanelik etmiş.Ahmet’i hastaneye götürenler olup biteni öğrenmek için Ahmet’e sormuşlar. Ahmet bana bir şey sormayın tek bildiğim şey var oda asla Musa’yı dövdürmemeliydik demiş.
Kıssadan Hisse: Yaşanan son gelişmelere bakıldığında özellikle Başbakanın ameliyat olup nekahat döneminde olduğu zamanlarda cerayan eden olaylar her ne dense hacı Mustafa amcayı hatırlattı bana.
Şırnak Uludere’de yaşanan olay, Genelkurmay başkanının tutuklanması, Mit Müsteşarının görevi devam ederken bağlı olduğu Başbakanlıktan dahi izin alınmadan şüpheli sıfatıyla savcılığa ifadeye çağrılması, acaba asıl hedef Başbakan mı? Sorusunu akla getirdi.
Bu davete Başbakanın, Hükümetin ve devlet kurumlarının vereceği cevap çok önemlidir. Çünkü bundan sonraki gelişmeler burada gösterilen tavır ve tutumlara göre şekil alacaktır. Bu bir yoklama yada deneme olabilir.
Esasında yapılan bu operasyon direk Başbakana yönelik bir operasyondur. Uludere olayıyla başlayan MİT Müsteşarına yapılan suçlama ve başbakanın özellikle MİT Müşteşarına sahip çıkan açıklamaları “Sen Mit Müsteşarına sahip çıkmaya çalışırsan biz de seni terör örgütüyle devleti aynı masada buluşturduğun” için hedefe koyarız tehdididir.
İşte burada başta muhalefet partileri olmak üzere tüm siyasi parti ve sivil toplum örgütlerine büyük görevler düşmektedir. Eğer muhalefet partileri talimatı veren Başbakandır. önce onu sorgulasınlara getirirse hastane yolunda kendilerine destek olacak kimseyi dahi bulamazlar.
Daha düne kadar üst düzey askerin savcılıkta ifadeye çağrılmasına şiddetle karşı çıkanlar, şimdi Başbakanı da sorgulasınlar diyemezler.Derlerse başta kendileri dayak yer kendileri kaybeder.
Hükümete gelince hem genç hem de bu döneme kadar başarılı olmuş bir çok süreci başarılı devam ettiren MİT Müsteşarına her şart altında sahip çıkmalıdır. İfadeye göndermemelidir. Devletin istihbaratını uluorta deşifre etmemelidir. Bu istihbarat ve icraatının bir bedeli olacaksa sandıkta vermeyi yeğlemelidir. Aksi halde Musa’ya sahip çıkmamış olur ki, bunu düşünmek dahi istemiyorum.
Ezcümle; hepimizin bir Musa’sı her grubun her kurumun bir Musa’sı vardır.O halde Musalara sahip çıkalım..
Bu yazı toplam 636 defa okunmuştur.