Suriye’de neler olup bittiği hususunda rivayetler muhtelif olsa da, orada bir şeyler yaşandığını ve bunların pek de hoş olmadığını, hepimiz biliyoruz.
Gözlerimizin sürekli olarak karşı karşıya bulunduğu görüntüler, Suriye halkının mevcut yönetimi artık istemediği ve bir an evvel gitmesi için ayağa kalktığı kanaatini pekiştiriyor. Ülkenin hemen her yerinden yürekleri dağlayan çatışma ve katliam haberleri geliyor.
Tarafların birisi en gelişmiş silah olarak otomatik tabancalara sahipken, diğeri ise tam donanımlı bir ordunun bütün imkanlarına sahip. Çatışmalarda belli ki tank, top ve gerekirse helikopter ve uçak bile kullanılabiliyor.
Ülkeyi yöneten kişinin babası kadar sert olmadığı biliniyor olsa da, varlığını devam ettirmeye çalışan rejimin 1982’de Hama’yı yerle bir ederek, on binlerce insanı katlettiği henüz unutulmuş değil.
Suriye meselesi uluslar arası camianın ve bu arada BM’nin de gündeminde. Başını Rusya’nın çektiği bazı ülkeler, Suriye’ye karşı sert tedbirler alınmasına karşı çıkıyorken, ABD ve AB ülkeleri, başta ambargo olmak üzere daha sert tedbirlerle rejimin değiştirilmesi için gerekenlerin yapılması gerektiğini savunuyorlar.
Suriye olaylarına Türkiye’den bakış, aşağı yukarı iki farklı temele sahip.
Kimine göre, problem yok. Oradaki rejimi bir an evvel değiştirmek niyetinde olan birileri, aslında herhangi bir mesele olmadığı halde, sanki bir iç çatışma varmış gibi gösterebilmek için gayret ediyor ve medyayı da istedikleri şekilde kullanarak, kafamızı karıştırmaya çalışıyorlar.
Kimi ise, artık dayanılmaz hale gelen Esat rejimini yıkmak için ülkenin hemen her tarafında, ölüm tehlikesine rağmen sürekli olarak gösteriler yapıldığını söylüyor. Onlara göre muhalifler üzerine acımasızca giden yönetim, askeri güç kullanarak, hemen her gün ve her yerde birçok insanı öldürüyor.
Suriye’de herhangi bir problem olmayıp, orasını da mutlaka dönüştürmek isteyen emperyalistlerin gözlerimizi boyadığını düşünenler, mevcut rejimin çok da ‘sütten çıkmış ak kaşık olmadığını’ biliyorlar tabii. Ancak, emperyalizme karşı bir mücadele verildiği kanaatindeler ve haberlerde karşımıza çıkanların –her nasılsa- kurgu olduğunu varsaydıkları için de, kısmi zayiatı kabul edilebilir buluyor olmalılar.
Suriye’de yaşanan ve yaşanabilecek olanın, her neye mal olursa olsun, bir an evvel sona ermesi ve sürekli olarak gelen çatışma ve ölüm haberlerinin artık bitmesi gerektiğini düşünenler çoğunlukta. Bu kanaatte olanlar, ülkede halen yaşanmakta olanlardan daha da kötüsünün olabileceği yönünde ciddi endişelere de sahipler.
Hangi bakış açısına sahip olursak olalım, aslında hepimizin içi yanıyor. Olup bitenler karşısında herhangi bir şey yapamıyor olmanın verdiği korkunç bir çaresizliğin pençesinde kıvranıp dururken de, hiç gereksiz yere birbirimize kızmakla vakit harcıyoruz.
Birbirimize kızdığımız için de, meseleyi yorumlama ile alakalı temel kriterleri genellikle göz ardı ediyoruz.
Suriye’nin değişmesini isteyenler ve istemeyenler var. ABD ve AB ülkelerinin değişim istedikleri, Rusya, İran ve Çin gibi başka bazı ülkelerin de buna razı gelmedikleri açık. ABD ve AB ile aynı paralelde davranmamak niyetini anlamak kolay da, Rusya ve Çin’le aynı paralelde nasıl olunabileceğini anlamak müşkül.
Suriye problemine kendi Çeçenistan meselesi gibi bakan bir Rusya, yine Doğu Türkistan meselesi gibi bakan bir Çin söz konusu ise, onlarla aynı paralelde olmanın sıkıntılı tarafları yok mu?
Irak’ı bir kenara bırakalım ama bir de İran gerçeği var; Baba Esat Hama’yı yerle bir eder ve on binlerce insanı katlederken, sesi bile çıkmamış İran!.. Suriye’de olup bitenleri engelleme konusunda çok şeyler yapabilecekken, sanki bir şey yapmak istemiyormuş gibi duran bir ülke.
Suriye’de yaşananları yönlendirme gücüne sahip olmadığımıza göre, oradaki gelişmelerin Suriyelilerin ve hepimizin hayrına neticelenmesi için dua edelim bari.
Bu yazı toplam 1119 defa okunmuştur.