Fikri Akyüz / Platin Haber

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

SAPIK SANIK

28 Kasım 2011 Pazartesi 16:52

Türk sinemasında senaryo zayıflıkları ve kurgusal mantık zafiyetleri konusunda örneklemeler yoluyla bir kitap yazılmasını çok isterim. Tabii, bu konuda yazacak olan kişinin hem sinema dünyasına vakıf olması hem de üslup sahibi olması gerekiyor. Bu işi ben yapacaktım ama “bu iş beni aşar” diye vazgeçtim!

Fakat naçizane olarak, bir tanesini ben yazayım..

Filmin adı: “Lekeli Melekler”.. Başrollerde Ekrem Bora, Salih Güney, Selma Güneri, Ajda Pekkan oynuyor. 60’lı yıllardan bir film..

Şimdi filmden bir sahne aktarıyorum.. Ekrem Bora mahkemede avukat sıfatıyla savunma yapmaktadır. Sanık sandalyesinde Salih Güney oturmaktadır. Şimdi söz savunmanın:

“Hakim bey, sanık sandalyesinde oturan müvekkilim suç işlemeyi alışkanlık haline getirmiştir. İki kişiyi iğfal etmiştir, bir kişiyi öldürmüştür. Şu anda da bir cinayetten yargılanmaktadır. Fakat onu bu hale kim getirmiştir? Onu bu hale getiren kişi, şeref ve haysiyetten mahrum olan babasıdır. Çünkü bu sapık müvekkilimin babası da hizmetçisini iğfal etmiştir. Hizmetçi hamile kalmıştır ve şu karşınızda duran sapık sanık dünyaya gelmiştir. Babası daha sonra bu çocukla ilgilenmemiştir. Babası toplumda saygın biridir, avukattır. İşte o avukat yani o baba, benim. Suçlu varsa o da benim. Bana ağır ceza verin ama oğlum için beraat kararı verin.”

Duruşma salonunda herkes ağlamaktadır. O gün son sözü pek tabii ki hakim söyler ve tutanağa şunları geçirir:

“Tutuklu sanık suçsuzdur, beraatine.. “

(Kürsüde bir savcı ve bir hakimin olması garabeti ayrı tartışma konusudur. Zira cinayet davası ağır cezalık davalardandır ve ceza muhakemeleri usulü kanununun çıkmasından beri savcı haricinde üç kişilik heyetçe davaya bakılmaktadır. Gerçi tek hakimle bakılan boşanma davalarında ise üç kişilik hakim heyetini gösteren filmler de yok değildir. “Yok daha neler”dir!)

 

 

                                   ANAYASA TÜRKÇESİ

 

1924 Anayasasının diline dil devrimi olmasına rağmen Atatürk dokunmamıştı. 1945’te İsmet İnönü döneminde sadeleştirildi. 1950’de iktidara gelen Menderes hükümeti tekrar eski dile döndü. Aslında her iki düzenleme de gerçek Türkçenin egemen olduğu bir düzenleme değildi. Her ikisi de birer ucu temsil ediyordu. Umuyorum ki yeni anayasa metni bu anlamda akıcı ve anlaşılır bir dille kaleme alınır.

Şimdi 1924 Anayasasında 1945’te yapılan dil değişikliğinden birkaç maddeye yer vereceğim. Dikkati çeken kelimelerin üstünü boldladım. (Bakınız ben de “boldladım” dedim.. Gerçi “karaladım” desem olmaz, “siyahlandırdım” desem “silahlandırdım” gibi anlaşılacak!. Neyse önerileriniz varsa memnun olurum..)

MADDE 27: Bir milletvekilinin vatan hayınlığı ve milletvekilliği sırasında yiyicilik suçlarından biriyle sanık olduğuna Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamutayı..

MADDE34- Cumhurbaşkanlığı boş kaldığında Meclis toplanıksa Cumhurbaşkanını hemen seçer.

MADDE 38- Türkiye’nin şanını, şerefini koruyup yükseltmek, üstüme aldığım görevin isterlerini yerine getirmek için olanca varlığımla çalışmaktan asla ayrılmayacağım.

MADDE 41: Cumhurbaşkanının özlük işlerinden dolayı sorumlanması gerekirse..

  Madde 42- Cumhurbaşkanı, Büyük Millet Meclisi tarafından sanıklanarak hüküm giyen bakanlar hakkında bu yetkiyi kullanamaz.

MADDE 51: İmtiyaz sözleşme ve şartlaşmaları üzerine düşünüşünü bildirmek.

MADDE 52: Tüzüklerin kanunlara aykırılığı ileri sürüldükte bunun çözüm yeri Türkiye Büyük Millet Meclisidir.

MADDE 54:  Mahkemelerin kararlarını Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Bakanlar Kurulu hiçbir türlü değiştiremezler, başkalayamazlar.

MADDE 59- Herkes mahkeme önünde haklarını korumak için gerekli gördüğü yasalı araçları kullanmakta serbesttir.

MADDE 75- Hiçbir kimse felsefi inanından, din ve mezhebinden dolayı kınanamaz.

MADDE 86: Sıkıyönetim, kişi ve konut dokunulmazlığının, basın, gönderişme, dernek, ortaklık hürriyetlerinin geçici olarak kayıtlanması veya durdurulması demektir.

MADDE 102: Bu kanunun, Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki birinci maddesinde değişiklik ve başkalama yapılması hiçbir türlü teklif dahi edilemez.

Evet 1945’te İnönü’nün getirdiği dil değişikliği böyle.. Adnan Menderes geldikten sonra düzelteyim derken iyice geriye gitti.. Bir örnek verelim:

MADDE 103: “Muvazenei Umumiye Kanunu müteallik olduğu senei maliyenin duhulünde mevkii icraya konulabilmek için layihası ve merbutu bütçeler ve cetveller nihayet Teşrinisani iptidasında Meclise takdim olunur.”

Ben hukukçuyum, anladım da herkes hukukçu mu? Dili bu kadar “başkalamak” ayıp değil midir? O yüzden yeni anayasa çalışması için önümüzdeki günlerde “toplanık” olacak komisyon üyeleri bu hususa “duhul eylemelidir”.

Aksi halde bu dil bir hakaret sebebidir ve adamı “sanıklatır”!

 

YENİ AKTÜEL

fikriakyuz99@gmail.com

Bu yazı toplam 1228 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.


FACEBOOK

TWITTER
GAZETE MANŞETLERİ
Spor Toto Süper Lig
Platin Haber Spor
NAMAZ VAKİTLERİ
İSTANBUL için namaz vakitleri
İmsak 03:42Güneş 05:34Öğle 13:08İkindi 17:03Akşam 20:29Yatsı 22:11
HAVA DURUMU
Ankara
-8 / 10 °C
İzmir
-2 / 18 °C
Antalya
6 / 16 °C
Adana
2 / 17 °C
Konya
-2 / 10 °C