İki gündür Suriye’ye müdahale konusu daha yüksek sesle dile getirilmeye başlandı. Esad’a lanet okunuyor, yumruklar sıkılıyor, küfürler savruluyor. Çünkü çaresiziz! Biz de Suriyeli kardeşlerimiz de çaresiziz. Libya’daki çaresizliğimiz gibi…
Öyle bir kirli pazar kurmuşlar ki, alan da satan da memnun değil. Pazarın tek mutlusu global zabıta. Ölen niçin öldüğünü, öldüren neden öldürdüğünü bilmiyor. Karmaşık bir hesap var. Denge üstüne denge kurulmuş. Suriye – İran – Mısır – Türkiye – Hizbullah – İsrail – Irak, Kürdistan, Şii- Sunni – petrol, saltanat, ticaret…
Kafalarımız karıştıkça, pazarın orta yerinde akan kanı gördükçe çılgına dönüyoruz. Bir an önce global zabıtanın olaya el koymasını, bazı tezgahların altını üstüne getirmesini, bazılarımızı öldürmesini, bazılarımızı sakat bırakmasını rica ediyoruz. Hem bu, bugüne, Suriye’ye has bir durum değil.
Biz yıllardır baş zabıtamız Amerika’nın jopunun ucuna göre hareket ediyoruz. Çünkü bizim idarecilerimizi, siyasetçilerimizi, gazetecilerimizi hatta dindarlarımızı, alimlerimizi kandırdılar. Onlara sopayı gösterip havuca razı ettiler. Rusya’yı gösterip ABD’ye razı ettiler yani. Komünizm, ateizm tehlikesine karşı emperyalizm ve faşizm reçetesini yazdılar bize.
Zaman zaman güncellenen reçeteye yeni ilaçlar yazıyorlar, “dinler arası diyalog, İsrail Otoritesi ile barış, “ vb. Öyle bir uyutulmuşuz ki, Amerika’nın “yeşeren İslam ülkelerinin hamisi” olduğuna inanan alimlerden “ABD olmasa dünya sistemi çöker, kargaşa olur” diyen dindarlara kadar kalplerimiz ABD korkusu ile titrer olmuş.
Çaresiz itaat etmek zorunda olduğumuzu söylemekten utanmıyoruz bile. Yüzümüz bile kızarmıyor ve “ama bak Zabıta’ya verdiğimiz rüşvetin karşılığında pazar payımız büyüdü, yeni tahtalar yeni tezgahlarımız var” deme ahmaklığını gösterirken bu cehaleti alkışlayan milyonlar var heyhat!
Bu gün itibari ile Orta Doğu pazarının yine bize yakın bir tezgahında kavga var! Dün bu tezgahları taksim eden Zabıta Efendi bu günün kavgasının da temellerini atmıştı zaten. Yıllardır kan gölüne dönen bu pazarda adam öldürmekten usanan Zabıta Başı Pazar esnafını birbirine kırdırmanın keyfini sürüyor.
Beşar Esad daha çok kan akıtsın, İran’la Türkiye’nin arası açılsın, bir şii - sunni savaşı çıksın, ortalık toz duman olsun istiyor Zabıta Efendi. Çünkü Pazar semtinde esen Bahar rüzgarlarından bi hayli tedirgindir kendisi.
Evet düğmeye bastı ve esnaf içindeki ajanları aracılığı ile ateşi körüklüyor. Esnaftan “gel kurtar bizi” çığlıkları yükseldikçe memnun ve mağrur. Pazar ahalisi çaresiz. Bir an önce “müdahale bekliyor” Tam bu noktada demek icap eder ki, önce bu ahalinin kafasına bir operasyon yapmak lazım gelir.
Bu güne kadar bir araya gelmeyen, gelemeyen, gelmek istemeyen bu ahalinin kafasına. “İslam Birliği” fikrine burun kıvıran, imkansız gören, bunu siyasi rant elde etmek amacıyla söylenen bir söz olarak değerlendiren, bu güne kadar İslam Birliği için kılını kıpırdatmayan, korkak, pısırık, özgüvensiz kafalar….
Önce bu kafalara bir operasyon yapıp “İnanırsanız galip olan sizsiniz” hükmünü o kafaların içine sokmak lazım. Yoksa o kafalar sürekli Zabıta’nın emrine amade olur, jopuna talim eder.
Dün Irak’a girip milyonları katledenler, kardeşi kardeşe düşman edenler bu gün yeni katliamlara yeni düşmanlıklara zemin hazırlıyorlar. Dün zalim Saddam’ın kendi insanını katletmesini, Kuveyt’e saldırmasını en ağır şekilde eleştirirken akabinde ABD’nin yaptığı katliamı görmezden gelenler bu gün zalim Beşar’ın katliamını eleştirip müdahale istiyorlar.
Şimdi sormak gerekir, siz ABD ve İngiliz soytarılığını gördüğünüz halde ‘kendi pazarımıza kendimiz çeki düzen verelim’ diyerek pratikte ne yaptınız? İslam ülkelerinin kendi problemlerini çözmesi için ortaya koyduğunuz bir plan bir program var mı? “ Varsa açıklayın da bilelim. Yoksa, o dar kafanızda ne diye dış politikaya yön vermeye kalkışıyorsunuz ? Kimin hesabına?
Ben Ahmet Davutoğlu’nun füze kalkanı belasını tüm benliği ile fark ettiğini düşünenlerdenim. Ve ben kim ne derse dersin gerek Başbakan gerek Dış İşleri Bakanı’nın Suriye - İran ve bölge konusunda ABD ve Batı’dan hayır gelmeyeceğini bildiklerini düşünenlerdenim.
Ahmet Davutoğlu, İran ile sıcak mesajlar verirken, Suriye konusunda temkinli yaklaşırken bir kısım sözde yandaş medyanın sürekli İran düşmanlığını körükleyip, ABD ordusunun propagandasını yapmasının ne anlama geldiğini de çok iyi biliyorum. Son zamanlarda o sözde yandaşlar ile Hükümet arasında iplerin gerilme sebebinin de dış politika olduğunu artık herkes biliyor.
Kafası karışıklar, İslam ve Müslümanlara güveni olmayanlar, küçük menfaatler için ülkenin dış politikasını maniple etmeye çalışanlar, yani bu “içimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak eder misin Allah’ım”
Ve evet çaresiziz. Bu güne kadar çözüm üretemediğimiz için; bu kadar eli kanlı zalimi, bu kadar kafası karışık alimi, bu kadar satılmış haini Ortadoğu pazarında adam etme gücümüz varken bu gücü toparlayıp kullanamadığımız için çaresiziz.
Önce “La ilahe” derken reddedemediğimiz ilahlardan korktuk, sonra korktuklarımıza itaat ettik sonra itaatimiz mesleğimiz haline geldi. Geçimimiz mesleğimiz üzere olduğu için pazardaki tezgahımızın başında Zabıta’nın düdüğünü bekliyoruz. Her an müdahale emredebilir ve çaresiziz.
Şeyh Ahmet Yasin’in duası ile “çaresizliğimi sana şikayet ediyorum Allah’ım”
Bu yazı toplam 593 defa okunmuştur.